Dünya basınında bugün: Küresel gündemin nabzı

Dünya genelinde siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmeler dikkat çekici bir hareketlilik içinde. Uluslararası basının öne çıkan başlıkları, ülkelerin iç dinamikleri ve küresel krizlere kadar varan günün en önemli haberlerini okuyucularımız için derledik.

Dünya basınında bugün: Küresel gündemin nabzı

Dünya genelinde siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmeler hızla değişiyor.

Uluslararası basının öne çıkan başlıkları, ülkelerin iç dinamiklerinden küresel krizlere kadar geniş bir tabloyu gözler önüne sermeye devam ediyor.

İran’dan İngiltere’ye, Almanya’dan Akdeniz’e..

Dünyada bugün en çok konuşulan haber başlıklarını okuyucularımız için derledik.

İRAN’DA REJİMDEN YENİ MİLLİYETÇİLİK HAMLESİ

ABD merkezli New York Times gazetesi, İsrail ve ABD saldırılarının ardından tekrar toparlanma sürecine giren İran’daki son toplumsal dönüşümleri mercek altına aldı.

Gazeteye göre, İsrail’in nükleer tesisleri hedef alan hava saldırıları ve ABD’nin sınırlı müdahalesi sonrasında rejim, halkta oluşan öfkeyi avantaja çevirmek için yeni bir propaganda stratejisi geliştirdi. Bu stratejinin merkezinde ise dinî kimlik ile seküler milliyetçiliğin sentezi yer alıyor.

İran’ın İsrail’le yaşadığı 12 günlük savaşta ağır kayıplar verildi. Hem sivil halk hem de ordu büyük zarar gördü, nükleer tesisler ciddi biçimde tahrip edildi. Ancak rejim, oluşan bu travmayı toplumsal birlikteliğe dönüştürme çabasında.

Artık sadece İmam Hüseyin ağıtları değil, “Ey İran” gibi Pahlavi dönemine ait milliyetçi marşlar da dini törenlerde yankılanıyor. Ayetullah Ali Hamaney’in bizzat yönlendirmesiyle, aşura törenlerinde milli şarkılar dini motiflerle harmanlanıyor. Dini müzisyenlerin “Kerbela’nın İran’ı” ve “Aşura’nın İran’ı” ifadeleriyle millî duyguları ön plana çıkarması dikkat çekiyor.

“DİNİ SÖYLEMLERİN HALKI TEK BAŞINA MOBİLİZE ETMEYE YETMEDİĞİNİ FARK ETTİLER”

Gazete, bu yeni yaklaşımı “İran milliyetçiliğinin mühendisliği” olarak niteliyor. İran’ın antik tarihi de bu yeni anlatıya entegre ediliyor. Başkent Tahran’da mitolojik kahraman Arash’ın görselleriyle süslenmiş billboardlar, halkın dikkatini çekerken; Şiraz’da, Pers kralı Şapur’un önünde diz çöken İsrail Başbakanı Netanyahu’yu tasvir eden görseller toplumsal hafızaya yeni bir mesaj kazandırmayı hedefliyor.

Tahran Üniversitesi’nden hukuk profesörü Mohsen Borhani, bu dönüşümü şöyle yorumluyor:

“İslam Cumhuriyeti’nin devrimci liderliği artık dini söylemin halkı tek başına mobilize etmeye yetmediğini fark etti. Yeni nesli etkilemek için milliyetçi anlatılara yönelmek zorundalar.”

Ancak rejimin bu çabaları halkın tüm kesimlerinde karşılık bulmuyor. Bazı kesimler bu hamleyi “otantik olmayan bir milliyetçilik” olarak tanımlarken, özellikle genç nüfusun bu tür söylemlere mesafeli olduğu aktarılıyor. “Milliyetçilik sokaktan gelir, devletin kürsüsünden değil,” diyen bir üniversite öğrencisinin görüşüne de yer veriliyor.

İranlı sanatçılar da bu yeni söyleme tepki gösteriyor. Sürgünde hayatını kaybeden “Ey İran” marşının söz yazarı Turac Neğahban’ın ailesi, şarkının hükümet tarafından kullanılması karşısında, “Yıllarca susturduğunuz seslerimizi şimdi sahiplenmeye çalışıyorsunuz.” diyerek tepkisini gösterdi.

Analizde dikkat çekilen bir diğer nokta ise bu geçici milliyetçi dalganın rejime ne kadar nefes aldıracağı. İran’da halen elektrik, su ve yakıt krizi sürüyor. Uzmanlara göre bu yapay birlik havası uzun süreli olmazsa, halk yeniden hesap sormaya başlayabilir. Ekonomik reformlar olmadan rejimin halk desteğini kalıcı hale getirmesi ise zor görünüyor.

İNGİLTERE’NİN GÜNDEMİ GÖÇMENLER: SORUMLULUĞU GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE YIKIYORLAR

İngiltere kamuoyu, bugünlerde tek bir gündeme kilitlenmiş durumda: Manş Denizi üzerinden küçük teknelerle ülkeye ulaşan göçmenler…

İngiltere, insan kaçakçılığıyla mücadele gerekçesiyle onlarca kişi ve kuruluşa yaptırım uygulayacağını açıkladı.

Ancak açıklama, ülkede göçmen karşıtı protestoları ve kamuoyunda derin bir tartışmayı tetikledi.

İngiltere kamuoyu, bugünlerde tek bir gündeme kilitlenmiş durumda: Manş Denizi üzerinden küçük teknelerle ülkeye ulaşan göçmenler…

BBC’ye göre, İngiltere hükümeti, bu geçişleri organize eden insan kaçakçılığı şebekelerine karşı “dünyada bir ilk” olduğunu iddia ettiği bir yaptırım paketini devreye alacağını duyurdu. Ancak bu adım, özellikle göçmenler konusunda zaten yükselen tansiyonu daha da artırdı.

STARMER’İN GÖÇMENLER KONUSUNDAKİ ADIMLARI DESTEKLENMİYOR

Başbakan Keir Starmer’in “çeteleri yerle bir edeceğiz” vaadinin parçası olan bu plan kapsamında, insan kaçakçılığıyla bağlantılı olduğu öne sürülen şahıslar ve şirketlerin isimleri kamuoyuna açıklanacak. Yaptırım listesine girenlerin banka hesapları dondurulacak, İngiltere’ye girişleri yasaklanacak ve ülkedeki finansal sistemle bağlantıları kesilecek.

Ancak İngiliz basını ve akademi dünyasında, bu adımın sadece sembolik olduğu ve göçmen krizine gerçek bir çözüm üretmeyeceği görüşü ağırlık kazanıyor.

Göç Danışma Komitesi Başkan Yardımcısı Dr. Madeleine Sumption, BBC’ye verdiği demeçte, “Bu kadar büyük bir sistemi bireyleri hedef alarak değiştirmek mümkün değil.” diyerek hükümetin yaklaşımını eleştirdi.

FATURAYI GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE KESMEYE ÇALIŞIYOR

Ayrıca İngiltere’nin bu hamlesi, sorunun kaynağındaki Batılı politikaları sorgulamak yerine, faturayı yine gelişmekte olan ülkelere ve onların mağdur halklarına kesme çabası olarak görülüyor. Özellikle Suriye, Afganistan ve Afrika ülkelerindeki savaş ve istikrarsızlıkların Batı kaynaklı olduğuna dikkat çeken yorumcular, Avrupa’nın bu insanlara sırt çevirmesini ahlaki bir çöküş olarak değerlendiriyor.

İngiltere, bu yılın başında Fransa ile yaptığı anlaşmayla da tepki çekmişti. Anlaşmaya göre, İngiltere yasa dışı yollarla gelen bir göçmeni Fransa’ya iade edebilecek, karşılığında bir yasal sığınmacıyı kabul edecek. İnsan hakları kuruluşları, bu yöntemi “insan ticaretine benzeyen bir takas sistemi” olarak yorumluyor.

TÜRKİYE’DEN FARK YARATAN İNSANİ DURUŞ

Tüm bu gelişmeler, Türkiye’nin mülteci krizine yaklaşımıyla Batılı ülkeler arasında nasıl ayrıştığını bir kez daha ortaya koydu.

Milyonlarca savaş mağduruna kapılarını açan, Gazze ve Suriye halkını yalnız bırakmayan Türkiye, göç sorununu güvenlik değil, insanlık meselesi olarak görmeye devam ediyor.

FRANSA’DA ZEHİR YASASINA TEPKİLER ÇIĞ GİBİ BÜYÜYOR

Fransa’da çevre ve sağlık açısından büyük tartışmalara neden olan “Duplomb Yasası”, kamuoyunda büyük tepkiyle karşılandı.

Tarımda, arılar için ölümcül olduğu bilinen ve insan sağlığına etkileri konusunda ciddi kuşkular barındıran acétamipride adlı zehirli pestisitin yeniden kullanımını öngören yasa nedeniyle halk ayaklandı.

Le Monde tarafından yayımlanan habere göre, yasaya karşı toplumsal tepki büyük boyutlara ulaştı. Yalnızca on gün önce yürürlüğe giren yasanın iptali için  başlatılan imza kampanyası 1,5 milyonun üzerinde destekçi topladı. Bu rakam, Fransa’da bir yasanın meclis genel kurulunda tartışılması için gereken 500 bin imza eşiğinin üç katından fazla.

“HALKI SOLCULAR KIŞKIRTIYOR”

Tepkilerin büyümesi üzerine Tarım Bakanı Annie Genevard ve Meclis Başkanı Yaël Braun-Pivet, hükümetin yeni bir parlamento oturumuna “tamamen açık olduğunu” açıkladı.

Yasanın mimarı sağcı Senatör Laurent Duplomb, “sol ve çevreci kesimlerin halkı kışkırttığını” öne sürerek süreci “manipülasyon” olarak niteledi. Ancak milyonlarca Fransız vatandaşı, özellikle tarım ilaçlarının doğaya ve insan sağlığına etkilerine dair şeffaflık talebinde ısrarcı.

Sol muhalefet ise yasanın iptali için yasal girişim başlatacağını duyurdu. Ekolojist vekil Sandrine Rousseau, “Yasanın tamamen kaldırılması için her grup kendi yasa teklifini meclise taşıyacak.” dedi.

İSPANYA’DA YOLSUZLUK SKANDALLARI KRİZİ DERİNLEŞİYOR

İspanya, son aylarda üst üste patlayan yolsuzluk skandallarıyla çalkalanıyor.

Hükümet Partisi PSOE içinde eski bakanlar ve üst düzey yöneticiler hakkındaki soruşturmalar, Başbakan Pedro Sánchez’in yönetimini ağır şekilde zorluyor.

Muhalefet partisi Halk Partisi (PP) ise bu yolsuzluk dalgasını iktidarın çöküşünün en büyük kanıtı olarak gösteriyor.

Cadena SER (Sociedad Española de Radiodifusión) gazetesinde yer alan habere göre, Muhalefet Halk Partisi’nin (PP) Genel Başkan Yardımcısı Carmen Fúnez, Başbakan Pedro Sánchez ve hükümetini “demokrasinin en yozlaşmış yönetimi” olarak tanımlayarak, iktidarın derhal hesap vermesi gerektiğini vurguladı. Fúnez, aynı zamanda PP lideri Alberto Núñez Feijóo’nun yolsuzluk davalarıyla hiçbir ilgisi olmadığını, Feijóo’nun temize çıkmasını sağlayan koşulların güçlü olduğunu savundu.

MUHALEFET PARTİSİ YOLSUZLUKLA İLGİLERİ OLMADIĞINI SAVUNUYOR

Fúnez, Feijóo’nun, hakkında soruşturma yürütülen ve eski Maliye Bakanı Cristóbal Montoro dönemindeki skandallarla bağlantısı olmadığını özellikle belirtti.

Montoro’nun bakanlık yaptığı dönemde ortaya çıkan yolsuzluk iddiaları araştırılırken, Feijóo o dönemde sadece Galicya Özerk Yönetimi Başkanı olarak görev yapıyordu ve bu nedenle “herhangi bir siyasi sorumluluğu bulunmuyor.” dedi. Ayrıca, Fúnez, Montoro ve çevresindeki kişilerin PP üyesi olmadığını, dolayısıyla partinin bu yolsuzluklardan bağımsız olduğunu da savundu.

Fúnez, “Pedro Sánchez, partisinin ve hükümetinin içine sızan bu yozlaşmaya karşı hiçbir tedbir almadı, aksine bu kişileri bizzat seçip yanına aldı.” diyerek, iktidarı sert biçimde eleştirdi.

İSPANYA BAŞBAKANI’NA YOLSUZLUK SUÇLAMASI

Fúnez, hükümetin şeffaflık ve adalet konularında tam bir başarısızlık içinde olduğunu, “Sánchez’in yakın çevresinde bile temiz kimse yok, ailesi, bakanları ve kamu görevlileri yolsuzlukla anılıyor. Bu tablo, İspanya demokrasisi için büyük bir utançtır.” diye ekledi. Ayrıca, mevcut yolsuzluk dosyalarının sayısının bütçelerden ve yasa tekliflerinden fazla olduğunu vurguladı.

Halk Partisi, sosyalistlerin önerdiği “demokratik yenilenme planı”na destek verip vermeyeceğini açıklamaktan kaçındı. Ancak, Fúnez, PP’nin iktidara gelmesi halinde ilk 100 gün içinde kendi kapsamlı “demokratik ve kurumsal yeniden yapılanma” planını uygulayacağını duyurdu. Bu planda, “İspanyollar arasındaki eşitliği zedeleyen yasaların kaldırılması, tek bir sosyal güvenlik kasasının güvence altına alınması ve vergi dairesinin reforme edilerek kamu hizmetlerine adil erişimin sağlanması” gibi radikal adımlar yer alacak.

Muhalefetin bu sert çıkışı, yolsuzluk dosyalarının giderek büyümesiyle güç kazanıyor. PSOE hükümeti, skandalların siyasi geleceğini tehdit ediyor. Skandalların kaynağı olarak gösterilen eski Maliye Bakanı Montoro dönemi, ayrıca sosyalist parti içindeki yüksek profilli isimlerin soruşturmaya dahil olması, siyasi krizi derinleştiriyor.

ALMANYA’DAN TOMAHAWK FÜZE SİSTEMİ İÇİN ABD’YE RESMİ TALEP

Soğuk savaşın yeniden alevlendiği, Rusya-Ukrayna çatışmasının Avrupa güvenliğini doğrudan tehdit ettiği günlerde, Almanya savunma kapasitesini artırmak için önemli bir adım attı.

Savunma Bakanı Boris Pistorius’un Washington ziyaretinde, ABD’ye Tomahawk seyir füzeleri ve Typhon adlı uzun menzilli ateş sistemleri için resmi talep gönderdiği belirtildi.

Frankfurter Rundschau’da yer aalan habere göre, Savunma Bakanı Boris Pistorius, Washington’daki görüşmelerinde, “Almanya böylece kendi savunma kapasitesini artıracak ve caydırıcılık gücünü önemli ölçüde güçlendirecek.” dedi.

Pistorius, talep mektubu gönderdiklerini belirterek, bunun henüz resmi bir satın alma kararı olmadığını, ancak Almanya’nın bu sistemlere olan ciddi ilgisini gösterdiğini vurguladı.

TOMAHAWK FÜZELERİ

Tomahawk füzeleri, yaklaşık 2.000-2.500 kilometre menzile sahip olup, Kaliningrad, St. Petersburg, Moskova, Belarus ve Ukrayna gibi Rusya’nın kritik bölgelerini menzil içine alıyor.

Typhon sistemi, dört adet füze rampası içeren mobil bir batarya olarak tasarlanıyor. Rampalar, standart konteynerler şeklinde ve araçlarla taşınıyor. Sistemin, Tomahawk dışında SM-6 tipi füzeleri de ateşleyebildiği biliniyor. ABD ordusu, bu sistemi başarıyla test etti.

ABD Kongresi’ne göre, bu sistem Rusya ve Çin’in geliştirdiği gelişmiş uzun menzilli füze ve insansız hava araçlarına karşı bir yanıt olarak geliştirildi. Ancak Tomahawk’ın gelişmiş hava savunma sistemlerine karşı ne kadar dayanıklı olduğu henüz net değil.

MOSKOVA’YA AÇIK BİR MESAJ

2026’da ABD, bu sistemlerin Almanya’da düzenli olarak konuşlandırılmasına başlamayı planlıyor. Bu karar, Moskova’ya açık bir mesaj. Rus ordusunun hareket alanı Almanya’dan başlayarak sınırlandırılacak. Almanya’nın bu hamlesi, NATO içindeki caydırıcılık ve savunma stratejisinin önemli bir parçası olarak görülüyor.

Pistorius’un ayrıca, Tomahawk füzelerinin Alman donanmasına entegre edilmesini de değerlendirdiği biliniyor. Alman Deniz Kuvvetleri Komutanı Vizeadmiral Jan Christian Kaack, “Tomahawkların donanma birimlerine entegrasyonu iyi bir seçenek olarak görülüyor.” dedi.